Büyüklere karşı gelme, gelişmenin tipik bir evresidir. Bu dönemin bir ifadesi olan öfke patlamaları ne pahasına olursa olsun bastırılmamalıdır; ilgisini başka bir şeye çekerek ya da ikna ederek çocuğu yatıştırmak mümkündür.

Çocuk "hayır" sözcüğünü iki yaşına doğru keşfeder. Bu onun için gerçek bir fetihtir; çünkü kendisininkinden çok daha geniş olan büyüklerin dünyasına karşı koyarak kendi isteğinde direnmesini sağlayan ve ona ilk kez kendisini ifade etme gücünü tanıyan bu sözcük, onun için adeta bir silahtır. Bu nedenle bir kez bu sözcüğü sahiplendikten sonra yalnızca telaffuz etme zevkim tatmak için onu her fırsatta kullanır ve "yarattığı etkiyi" görmek ister. Bu yaştaki çocuklara özgü bu beklenmeyen ve inatçı hayır'lar zaman zaman ani ve şiddetli aile fırtınalarına yol açar. Bu etkiyi tokat seslerinin izlemesi de çocuk için çok önemli değildir; "hayır'larının etkisi istediği kadar iyi olmasa da çocuk kendisini amacına ulaşmış hisseder. Bu amaç ise büyüklere, özellikle de annesine karşı gelmektir. Ama bu zincirleme hayırlar neden iki üç yaşlarına doğru ortaya çıkar ve neden çocuklar kendilerini karşı koyarak ifade etmeyi yeğlerler?

DENETİMDEN KURTULMAK
"Hayır" çocuğun kendisi ile başkaları arasında çizdiği ilk ayrım çizgisidir. Bu "hayırları" özellikle annesine karşı kullanması bir rastlantı değildir. Yaşamının ilk yılında bütünüyle annesine bağımlı yaşamış, onun bedeni ve göğsüyle adeta kaynaşmış, birleşmiştir. Sonra yavaş yavaş, kendisiyle annesi arasında sınırlar olduğunu fark etmeye başlar. Annesi ondan bağımsız ayrı bir insandır, gidebilir ya da gelebilir, bulunabilir ya da bulunmayabilir, ağlamasına yanıt verebilir, isteklerini, açlığını doyurabilir ya da isteklerine, sorularına bir yanıt vermeden sessiz kalabilir; ona beklemenin sıkıntısını ve ayrılık duygusunu tattırabilir. Annenin dönmesini, yeniden yanında olmasını, ona gülümsemesini, Küçük çocuklar anlamsız nedenlerle karşı koyarlar. sarılmasını, altını değiştirmesini, doyurmasını beklerken zihinsel gelişimi için temel olan bir durumu kavrar: Anneden "farklı", bağımsız bir ben kavramı. Sonuçta kendi bedenini başkalarındanÇocuğun isteklerini belirtmek için kullandığı dil yalnızca sözel değildir; bazen kendini çeşitli beden hareketleri, jestler ve mimiklerle de ifade eder. Kendini yere atar, bağırır, çırpınır, morarana kadar nefesini tutar; onu yatıştırmaya yönelik herhangi bir çabaya, söze karşı sağırdır; küçük bir çılgın gibidir. Çevresinde onu bu durumda görmeye alışık olmayan biri varsa, etkilenmemesi olanaksızdır. Kendi çocuklarının, böylesi dönemlerini unutmuş olan nineler, dedeler kaygılanırlar: "Bir sara nöbeti olmasın, havale geçiriyor olmasın?" derler. Oysa bu yalnızca bir öfke krizidir. Gerçekte küçük oyuncu böylesine görsel ve dramatik sahnelerle onları korkutmaktadır. Öfke patlamasının belirtileri, iki ile beş yaş arasındaki dönemde ortaya çıkar ve genellikle çevreyi kaygılandırır. Oysa bu ani ve denetlenemeyen öfke belirtileri "hayır" demenin bir başka yoludur; çocuk küçük bir oyuncu olduğundan ve duygularıyla heyecanlarını yaşadığı yoğunlukta ifade etmekten hoşlandığından bu görsel ve tiyatrovari yola başvurur. Çocuk ne kadar küçükse öfke patlamaları, karşı koymaları ve "hayıfları da o ölçüde güçlüdür; bu, onun sesini duyurmak, ondan çok daha büyük olan erişkinlerin dünyasında ağırlığım koymak, istemlerini iletmek için bulduğu yoldur, isteklerini fark ettirebilmek için karşı koyması gerektiğini hissettiği anda, bunu yalnızca "hayır" diyerek değil, tüm bedenini kullanarak, çırpınarak, ağlayarak, yerlerde yuvarlanarak, ayaklarını yere vurarak, yaklaşmaya çalışana büyük bir hiddetle saldırarak belirtir. Bu durdurulamaz öfke patlamaları, başta anne olmak üzere erişkinlerin taleplerine karşı koymak için kullandığı bir silahtan başka bir şey değildir. Eski bir atasözünün söylediği gibi "öfke güçsüzlerin gücüdür" ve hiç kimse küçük bir çocuktan daha güçsüz değildir. Büyükler yalnızca bedensel güçleriyle değil, aynı zamanda yaşamının ilk yıllarındaki bağımlı olma durumuyla da onu ezerler. îşte çocuğun bu güçsüzlük ve bağımlılık karşısında duyduğu üzüntü, en çok sevdiği ve bağlı olduğu kişilere karşı hiddet ve hatta düş-manlık duymasına neden olur. Küçük çocuk yalnızca isteklerinin tatmini için değil, aynı zamanda yaşamım sürdürebilmek için de bütünüyle anne babasına bağımlıdır. Bu bağımlılığın çocuğu ne kadar rahatsız ettiği, onun için bir yük olduğu genellikle aklımıza gelmez. Çocuk kuşkusuz bir yandan bu durumu ister, çünkü onlarsız yapamaz. Ama bu durum bir yandan da güçsüzlüğünün, zayıflığının kırılganlığının doğrulanmasıdır. Bu da her küçük çocuğun kurduğu "her şeyi yapabilecek kadar güçlü olma" fantezileriyle çelişir. Çocuk büyüdükçe ve anneyle olan bağı zayıfladıkça, ona olan bağımlılığının isteklerine ket vurduğu durumlarda tepkisini kızgınlık ve öfke ile ortaya koyar. Anne, çocuğun kendisine karşı bu kadar öfke ve düşmanlık duygusu içinde olduğunu görünce şaşırır. Oysa bu düşmanlık önlenemez bir durumdur ve gerçekte sağlıklı bir tepkidir. Eğer elindeki bu tek silahla karşı koymazsa, çocuğun anneye olan bağımlılığı yaşam boyu sürebilir. Bu öfke patlamaları nereden kaynaklanır? Bu küçük ama şiddetli nöbetleri ortaya çıkaran nedenler nelerdir? Nedenler genellikle çok önemli değildir ve ortaya çıkan öfkeyle orantısızdır; çoğu zaman da özellikle erişkinler için anlaşılması çok güçtür. Oysa çocuk için belirli bir neden çok anlamlıdır ve bunun için her şeyi yapmaktadır. Öfke patlamaları görünürde çocuğa istediği bir şeyin verilmemesi, yapmak istediği bir şeyin engellenmesi gibi önemsiz şeylerden kaynaklanır. En şiddetli öfke patlamaları, çocuğun haklı ya da haksız bir biçimde mülkiyetine aldığı ve dokunulmaz kabul ettiği bir şeyin ondan alınmak istenmesiyle ortaya çıkar. Bu öfke nöbetleri, yalnızca çocuğun taleplerine karşı çıkıldığında değil, aynı zamanda mülkiyet duygusuna dokunulduğunda da görülür; bunlar iki üç yaşındaki ya da biraz daha büyük çocuklar için hiç de önemsiz şeyler değildir Tersine bu tür bir davranış çocuğun bin bir zorlukla oluşturmaya çalıştığı kimliğine, kişiliğine ve kendine ilişkin imgesine yönelik bir saldın ve tehdittir. Bu tepkiler abartılı mıdır? Çocuğun duygusal ve zihinsel gelişim süreci göz önüne alınırsa bu tepkilerin abartılı olduğu söylenemez. Bu dönemdeki mülkiyet duygusu, çocuğun bedensel birlik düşüncesiyle yalandan bağlantılıdır Çocuk yalnızca çevresindeki nesneleri canlı kabul edip, onların duygu ve heyecanlarla dolu bir iç dünyaları olduğunu düşünmekle kalmaz, aynı zamanda onları kendisinin bir parçası, bedensel varlığının bir bölümü olarak kabul eder. Bu nedenle sevdiği bir oyuncağı ya da herhangi bir nesneyi almaya kalkışmak onun için kolunu, elini, saçını koparıp almakla eşdeğerdir; en azından fantezilerinde bu nesneler onun bedeninin bir parçasıdır. Erişkinlerin sevdikleri bir nesne kaybolduğunda ya da çalındığında ne kadar üzüldükleri, adeta bir parçalan eksilmiş gibi hissettikleri düşünülecek olursa bu durumun hiç de garip olmadığı görülür.

Öfke nöbetlerinde nasıl davranmak gerekir?
öfke nöbeti yapmak istediği bir şeyin engellenmesinden kaynaklanıyorsa daha kolay uzlaşmaya varılabilir. Bu durumda, "Gel, eve gidelim. Bağırmayı, ağlamayı bırak, evde güzel bir ikindi kahvaltısı seni bekliyor" gibi sözcükler çocuğu yatıştırmaya yetebilir. Mülkiyet duygusundan kaynaklanan bir öfke söz konusuysa işler daha karmaşıklaşır Bu durumda ister yırtık bir mendil, isterse çok güzel bir bisiklet söz konusu olsun çocuk aynı tepkileri gösterecektir. Çocuğun kendi malı olarak kabul ettiği bir şeyin elinden alınmasına yönelik girişimlere tepkisi çok şiddetti olur, hatta nöbetler bile görülebilir. Öfkeye yol açan nesne ödünç aldığı bir oyuncak ya da ona ait olmayan geri vermesi gereken herhangi bir şey olabilir, ama iki üç yaşındaki bir çocuk onun kendisine ait olduğuna inanıyorsa, onu tersine inandırmak ve bu nesneyi elinden almak çok güçtür. Çocuğu ikna etmek için yapılan konuşmalar çoğunlukla sonuç vermez. Bazı durumlarda söz konusu nesneyi çocuğun elinden zorla almak gerekebilir. Çocuklar genellikle olayları çok çabuk unuttuklarından dikkatini daha ilginç bir şeye yöneltmek ya da ona daha çekici bir şeyler vermek öfkesini yatıştırmak için yeterli olacaktır. ayrı, sınırları belirgin bir fiziksel varlık olarak tanımaya başlar; aynı zamanda kendi düşüncelerinin duygularının ve taleplerinin de annesininkinden ayrı olduğunu fark eder. Bebekken sığındığı sıcak koruyucu anne kucağıyla sınırlı dünyayla tam olarak bütünleşme tehlikesinden kurtulması için bu durumu kavraması gereklidir. İşte bu nedenle çocuk kendi hizmetinde olan bu silaha, "hayır"a büyük bir zevkle sarılır. Senden farklı olarak "ben varım" demenin, karşısmdakilerden farklı, hatta bütünüyle karşıt düşünce ve talepleri olduğunu belirtmenin, yeni keşfedilmiş bir bağımsızlığı ifade etmenin, "hayıflan bayrak yapmaktan daha iyi bir yolu var mıdır? İşte bu nedenlerle bu yaşta sürekli ve nedensiz olarak karşı koymak, "hayır" demek, adeta bir alışkanlık, bir tutku halini alır; bu, aynı zamanda da çocuğun en iyi oyunudur.

Yorumlar (1)

Bu yorum sitedeki bir sorumlu tarafından küçültülmüş

Oğlumun davranışının, sırf istekleri yerine getirilsin herşey benim istediğim gibi olsun diye anlamsız ve yerine getirilmesi imkansız istekleri bizi çileden çıkarıyordu. Şimdi en azından dün akşamki davranışının bir öfke olduğunu ve emme diye adlandırdığımız biberonunu iştahını kapatıyor diye gitti artık yok dediğimiz için bu nöbeti geçirdiğimizi anlıyabiliyorum. Fakat emmesini geri vermek istemiyorum. Bu nöbetler ne derece zararlı çünki ne yaptıysam ilgisini dağıtamadım.

 
Henüz buraya yapılmış bir yorum yok

Yorum yapın

  1. Konuk olarak yorum yapılıyor. Hesap açın ya da var olan hesabınızla oturum açın.
Ek Dosyaları (0 / 3)
Konumunuzu Paylaşın