BebekÇocuklar, hatta bebekler için sakıncalı olabilecek bir iklim bölgesi yoktur. Gene de çocuk bünyesinin uyum sağlama süresi uzun olduğundan deniz ya da dağ tatillerinde ölçülü ve dikkatli davranılmalıdır.

DENİZ
İyot içeren deniz iklimi, tiroit ve öteki bezleri çalıştırıcı özellik taşır; tuz yoğunluğu bölgeden bölgeye değişir. Örneğin, kayalık denizle kumluk deniz arasında fiziksel farklılık vardır. Kayalık denizin özelliği çevresindeki çamlık ve dağlık ortamdan kaynaklanır. Doğal olarak (rüzgâr ve sıcaklık gibi) değişik çevre özelliklerinin etkileri yazdan kışa değişir. Bu durumda lenf bezleri şiş, solgun, tombul görünen, oysa yalnızca çeşitli sıvılarla şişirilmiş bir çocuk, alyuvar ve akyuvar üretiminin çoğalması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, şişen lenf bezlerinin inmesi için uzun süre deniz kıyısında tatil yapmalıdır. Ayrıca başlangıçta korunma sistemi zayıf olduğundan kolayca bademcik iltihabı, bronşit, körbağırsak iltihabı geçirebilir. Bu yüzden önce fazla sıcak olmayan mevsimlerde deniz kenarı ya da tepeler gibi iyotlu ortamlara götürülmeli, sonra tedavi yaz aylarında kayalık deniz kıyılarında sürdürülmelidir. Güneş, rüzgâr, deniz, kıyıya vuran dalgalar (bol oksijen sağlar), zayıf ve solgun çocuğu bronzlaşmış ve güçlü bir yumurcağa dönüştürür. İklim tedavisi çocukta bademcik ve apandisit gibi sorunları önleyebilir. Bademcik ve apandisit ameliyatlarından olabildiğince kaçınılmalı, ancak gerçekten gerekirse yapılmalıdır. Vücudun her bölümü kendi işlevi doğrultusunda yararlıdır; bunlardan herhangi birinden ancak çok ağır bir hastalık nedeniyle vazgeçilmelidir. Önemli olan, organı kurtarmak için gereken her şeyin yapılmasıdır. Aile çok sabırlı olmalıdır. Lenf bezleri şiş bir çocuğun durumu kolay değişmez, ancak her zaman etkili olmayan ilaç tedavisinin tatille desteklenmesi önleyici olabilir. Alerjik ve raşitik çocuklarda ol-duğu gibi lenf bezleri şiş çocuklarda da ancak uygun bir bölgede tatille iyi sonuç alınabilir. Sürekli iğne olup, filmler çektiren ve aşırı beslenmesine karşın tedaviden olumlu sonuç alamayan bazı hastaların birkaç gün deniz kıyısında kalınca bütün sorunlarının çözüldüğü bilinmektedir. Bu çocukİardaki astım ve nezle nöbetleri, ateş yükselmesi, egzama şaşırtıcı biçimde kaybolur, boyun ve kasıklardaki lenf bezleri" iner, iştah ve canlılık artar. Oksijen ve iyot, yeni bir ortam, bahçe, kumsal ve yeni arkadaşlıklar gibi değişikliklerden kaynaklanan ruhsal yenilenme de olumlu etki yapar. Evde küçük bir hasta olan çocuk tatilde yaşıtlarından hiç farklı değildir. Ruhsal etkenlerin belirtilerdeki rolü ne kadar büyükse, bu durum o kadar geçerlidir. Ruhsal sorunların çok küçük yaşlardan başlayarak vücudu etkileyebileceği artık bilinmektedir. Böyle bir olasılık varsa tatilde çocuğu yaşıtlarıyla birlikte olacağı birkampa göndermek en iyisidir. Ana babanın ya da çocuğun sorumluluğunu üstlenmiş başka yetişkinlerin aşın dikkati, özeni ve kuruntuları çocuk üzerinde ters etki yaratarak olumsuz belirtilere (astım ve çırpınma nöbetleri, egzama) yol açabilir. Raşitizm, aşırı şişmanlık, solunum yolu bozukluğu (örneğin burun, soluk borusu, bronş ve sinüs iltihabı), kulak hastalıktan ve bademcik iltihabı olan çocuklara, hangi mevsimde olursa olsun deniz kıyısı iyi gelir. Hatta kış aylarını kent yerine nemli bile olsa böyle bir ortamda geçirmeleri yararlıdır. Deniz kıyısında tatilin kendine özgü bir çekiciliği vardır. Mayoyla oynanan oyunlar, suda şakalaşma vb, oksijenin hem akciğerlerle, hem de güneş altında deri yoluyla solunmasını sağlar. Anneler, hastalanır korkusuyla çocuğu sudan uzak tutmamalıdır. Doğru saatte yapılır, ardından duş alınır ve mayo değiştirilirse deniz banyosu hiç zararlı değildir. Aksine bütün organ ve dokularda oksijenin zenginleşmesi korunmayı artırır. Ama suya girdikten sonra kurulanma ve ikindi kahvaltısı çok önemlidir. Bu durumda en büyük düşman rüzgârdır; ısı yitirilmesine, kulak, gözler ve boğazın zarar görmesine neden olur. Zayıf yapılı çocuklar başlangıçta özellikle dikkatli olmalıdır; ancak bir kere alışınca sorun kalmaz. İkindi kahvaltısının önemi, iklim değişikliğinin yemek alışkanlığına nitelik ve nicelik açısından çeşitlilik kazandırmasıdır. Çocuğun iştahı artsa da, aşırı beslenmemesi gerekir. Hatta ilk günlerde hem çocuğu şişirmemek, hem de mide ve bağırsakların zorlamamak için yemekleri hafif tutmak gerekir. İçerdikleri şeker yüzünden tokluk duygusu verip iştahı kapatan tatlı ve bisküviler verilmemelidir. Yemek arası acıktığında meyve ve meyve suyu vermek yeterlidir. Dolayısıyla iştahsız bir çocuğu, yemek istemediği halde doyurmaya çalışmak yersizdir. Hoşuna giden gıdalann yanı sıra, gereksinimi olan gıdalan da alabilmesi için bir hekime danışılmalıdır. Çocuğun alerjisi yoksa süt, yumurta, peynir, meyve ve sebze önerilebilir. Deniz tatili genellikle her yaştan çocuğun hoşuna gider. Hoşlanmayan çocuklar ise genelde tiroit bezi bozukluğu nedeniyle sinirli, huzursuz, uykusuz olanlardır. Aynı durum tansiyon ve kalp atışlannda artışın olumsuzetkiler yarattığı kalp hastası çocuklar için de geçerlidir.

DAĞ
Dağ 1.000-1.200 m yüksekliğinde, oksijen oranı düşük, ince bir hava katmanıyla örtülü bir ortamdır. Dağda solunum daha kolaylaşır. Genellikle toz ve kirlilik oranı düşüktür, bu ortamdaki bitkilerin de vücut üzerinde yararlı etkileri olur. Dağ tatilinde kış ve yaz aylan arasında bir ayrım yapılmalıdır. Genellikle hava hiçbir zaman çok sıcak ve bunaltıcı olmaz (sıcak küçük çocuklara zararlıdır); ormanda yürüyüş, göğüs ve akciğerler için çok yararlıdır. Kışın yağan kar, kayak mevsimini başlattığı gibi havaya duruluk getirir ve sinir sisteminde uyarıcı etki gösterir. Küçük bir çocuk, ayakları, topukları ve dizleri sağlıklıysa, çok dikkatli bir biçimde ve kısa sürelerle kayak yapabilir. Bu koşullar yoksa birkaç yıl beklemek daha doğru olur, çünkü bu yaştaki bir burkulma ya da çıkık, sonuçlan açısından kemik kınğından bile daha uzun etkili olabilir. Gene de 1.000 m yüksekliğindeki dağlar, kalp hastası çocuklar da içinde olmak üzere tatil için herkese önerilebilir.Bin beş yüz metreden sonra bazı sınırlamalar geçerlidir. Örneğin, ağır kalp ya da akciğer hastalığı, amfızemi, bronşektazisi (bronş genişlemesi) ve oksijen eksikliğiyle ağırlaşan beyin rahatsızlıktan olanlar (doğumda beyin hasan görenler) dağa çıkmamalıdır. Ama 1.000 m'ye bir süre alıştıktan sonra, en duyarlı çocuklar bile yavaş yavaş 1.500 m'ye çıkabilir. Tırmanma ve yüksekliğin boğmaca öksürüğünü iyileştirdiği doğru değildir. Hatta bu akut hastalıktan rahatsız çocukların dağda solunum ve oksijen darlığı nöbetleri geçirdiği görülmüştür. Akut dönemde öksürük giderici aşı ve serum gerekir. Dağda tatil, yalnızca iyileşme dönemindeki çocuk hastalar için önerilir. Yüksekliği 1.500-2.000 m olan dağlar, özellikle kansız (akyuvan az olan) çocuklar için çok yararlıdır. Hava katmanının inceliğinden ötürü kan yapım organlan daha çok çalıştığından, birkaç hafta içinde alyuvar üretimi artar, kente dönüşte kansızlık geçmiş olur. Çocuklann büyümeye bağlı basit kansızlığı şaşırtıcı bir hızda iyileşir. Dağ aynı zamanda aşın duyarlı, sinirli, duygusal çocuklar için yararlıdır. Ormanlann yeşili hem duygusal, hem de görsel açıdan yatıştıncıdır.

BAŞKA İKLİM BÖLGELERİ
Son olarak tepe, çiftlik, kaplıcalar, göl gibi yerlere de değinmek gerekir. Bu tatil bölgelerinde daha çok yaratıcı ve toplumsal etkinlikler ön plandadır. Bazı özel işlevleri olan ve hem büyükler, hem çocuklar için uygun kaplıcalar buyana, tepe, çiftlik ve göl, gibi yerler temiz hava, çevrenin sessizliği ve yemeklerin
tazeliği açısından ideal tatil alanlandır. Unutulmaması gereken son nokta ise çocuk ya da büyük herkesin, elden geldiğince isteklerine uygun hareket etmesi gerektiğidir. Denizden hoşlanmayan ve bunu açıkça belirten birini denize götürmek anlamsızdır, çünkü bu durumda yarar görmek yerine daha uyumsuz ve huzursuz olacaktır. İstediği neyse onu yapmak daha iyidir. Böylece hem o, hem de yakınları mutlu olur.

Yorumlar (0)

Henüz buraya yapılmış bir yorum yok

Yorum yapın

  1. Konuk olarak yorum yapılıyor. Hesap açın ya da var olan hesabınızla oturum açın.
Ek Dosyaları (0 / 3)
Konumunuzu Paylaşın