Bebeğiniz, hayatı boyunca karşılaşacağı en zorlu savaşlardan birinden çıktı. Doğum kanalından itilip dünyaya gelmek hiç de kolay bir iş değildir. Bazen annenin veya bebeğin yardıma ihtiyacı olabilir ve vakum ekstraksiyonu veya forseps ile doğum yapılabilir ya da Sezaryen ameliyatı gerekebilir. Bebeğiniz nasıl gelirse gelsin, onunla karşılaşmak muhteşem bir deneyimdir!

 

Yeni doğmuş bir bebek inanılmazdır. Dünyaya ilk adımını attığında, bütün önemli organları çalışır haldedir. Görebilir, duyabilir, koku alabilir, tatları algılayabilir ve hissedebilir. Neler olduğu konusunda bir fikri yokmuş gibi görünse de, etrafında olan olaylara karşı son derece hassastır.

Yeni Doğmuş Bebek Neye Benzer?

 

Siz de diğer birçok yeni anne-baba gibiyseniz, bebeğinizi gördüğünüzde yaptığınız ilk şey, baştan aşağı bütün vücudunu incelemektir. Neye benziyor? Saçları var mı? El ve ayak parmakları tam mı? Sağlığı yerinde mi? Bu endişeler evrenseldir- kendi çocuklarımız doğduğunda, biz de aynı şekilde hissettik.

 

Bebeğiniz ortalama olarak 3-4 kilo ağırlığında ve 45 ila 55 santim uzunluğunda olacaktır.

 

Kafası ve Yüzü

 

Bebeğin yüzünün şiş, başının hafifçe şekilsiz, hatta “ezilmiş” veya “koni” gibi durduğunu görebilirsiniz. Bu normaldir, çünkü aslında birkaç kemikten oluşan kafatası, doğum kanalından geçiş sırasında biçim değiştirmiştir. Başının büyük olduğunu düşünebilirsiniz; gerçekten öyledir! Bu dönemde başı vücudunun yüzde 25’idir ve doğum kanalından geçerken kafatasının biçim değiştirmesi de bu yüzdendir.

 

Bebeğinizin yüzü kavgadan çıkmış veya yüzüstü bir yerden kaymış gibi görünebilir. Burnu düz olabilir ve çenesi yerinden oynamış gibi görünebilir. Yüzünde yer yer çürüklere rastlayabilirsiniz. Kaşlarının üzerindeki deri kırışık ve gevşek, gözleri şiş ve kanlı olabilir. Biçimi bozuk kafasında olduğu gibi, bu da doğum mücadelesinden kaynaklanır. Ama bunlar birkaç gün içinde düzelir.

 

Gözleri mavi ya da koyu renk görünebilir ama altı aylık olana kadar gerçek rengi ortaya çıkmaz.

 

Kafasının tepesindeki iki yumuşak noktaya bıngıldak adı verilir. Biri tam tepesine yakındır; o noktada nabız atışını görebilir ve hissedebilirsiniz. Diğeri alnının üzerindedir. Kemikler birbirine yaklaştıkça ve sertleştikçe, bu noktalar kaybolur ve yumuşak bir şekilde dokunulmasında bir sakınca yoktur, çünkü koruyucu bir zarla kaplıdır.

 

Bebeğin başının tepesinin hafifçe şiş ve renginin bozulduğunu fark edebilirsiniz. Bu durum, başının annenin rahim ağzına ve doğum kanalına doğru itilmesinden kaynaklanır. Bu durum da kısa süre içinde kaybolur; geçen her saat içinde daha iyi görünür ve genellikle birkaç gün içinde siz eve gidene kadar normale döner.

 

Saçları varsa, rengi sizi şaşırtabilir. Bu saç genellikle geçicidir. Gerçek saçı (kalıcı olan) yakında uzamaya başlayacaktır ama bazı bebekler bir yaşına (hatta daha sonrasına) gelene kadar kalıcı saç çıkarmazlar.

 

Bebeğinizin ağzında birkaç kabarcık görebilirsiniz. Sertleşen veya nasırlaşan bölgeler olup olmadığını görmek için el parmaklarını kontrol edin. Çoğu bebek, anne karnındayken parmaklarından birini emer; eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız, muhtemelen sizin bebeğiniz de aynı şeyi yapmıştır. Bebeğinizin üst dudağında emme çıkıntısı gelişmiştir ve bu dudağı sertleştirerek göğüs ucunu veya biberon emziğini yakalaması kolaylaşır. Çenesi titriyor, kol ve bacakları sallanıyorsa, kaslara gerektiğinden daha fazla elektrik sinyali gidiyor ve bu da istem dışı hareketlere neden oluyor demektir. Bu normaldir ve birkaç ay içinde hareketler azalır.

 

Bebeğin Teni

 

Daha sonra bebeğinizin tenini incelersiniz. Çoğu bebeğin vücudu kalın, beyaz ve mumlu bir tabakayla kaplıdır ve buna verniks denir. Bu tabaka, bebeği anne karnındayken korur. Temizlendiğinde, teninin altındaki hâlâ ince olan damarları görürsünüz. El ve ayak derileri soyulabilir. Üzerinde doğum lekeleri olabilir.

 

Beyaz bir bebeğin teni, morumsu veya pembemsi gri olabilir. Bebeğin ten rengini belirleyen pigmentler, doğumdan birkaç saat ve hatta birkaç gün sonrasına kadar kendini belli etmeyebilir. Birçoğu, zamanla koyulaşan açık renk tenle doğar. Eğer bebeğin ten rengi biraz mavimsiyse, bunun nedeni solunum yollarındaki muküs olabilir. Sümüğün çoğu burundan dışarı atılır ve geri kalanı da öksürükle temizlenir.

 

İkinci veya üçüncü gün, teninde sarımsı-turuncu bir renk belirebilir; yeni doğan bebeklerin yaklaşık yarısı, sarılık geçirir. Bu rengin nedeni, bebeğin karaciğerinin kan hücrelerindeki maddeleri çözememesidir ve birikmesi de tenin sarımsı ya da turuncumsu bir renk almasına neden olur. Genel olarak bu durum bir hafta ya da on gün kadar devam eder. Bebek anne sütüyle besleniyorsa, bu durum daha uzun sürebilir. 1. Hafta ile ilgili bölüme bakınız.

 

Doğum işaretleri: Bunlar hemen her doğumda görülür. Bebek hâlâ rahimdeyken, doğum kanalına inerken ya da doğum sırasında olmuş olabilir. Doğuma yardım için vakum ekstraksiyonu veya forseps kullanılması, doğum işaretlerin artmasına neden olabilir. İşaretler, biçimsiz bir baştan (endişelenecek bir şey yok; doğumdan sonra hızla düzelir), basık bir kulak veya burundan, şişkinliklere veya çürüklere kadar değişik biçimlerde olabilir. Forseps de başın iki yanında, kulakların ön tarafında iz bırakabilir. Bir vakumun bırakacağı işareti başın arka tarafında ya da tepesinde görebilirsiniz. Bu işaretler, birkaç saat ila birkaç gün arasında geçer. Bazı durumlarda losyon kullanmak yararlı olabilir.

İlk birkaç gün içinde işaretler kaybolmaz ya da büyürse, hemen doktorunuzu arayın. Eğer dokunduğunuzda elinize normalden sıcak ya da sert geliyorsa, yine doktorunuza danışın.

Doğum lekeleri: Bir bebek, doğumdan sonra bazı lekeler gösterebilir. Bunlar arasında somon yamaları, leylek ısırıkları, hemanjiyom, çilek lekeleri, Moğol benleri, café au lait noktaları, şarap lekeleri, örümcek damarlar, pigment noktaları sayılabilir. Hepsi, deri üzerinde renk bozuklukları ya da izlerdir.

· Somon yamaları – leylek ısırıkları da denir – genellikle baş ya da yüz çevresinde görülen, derideki damarlardan kaynaklanan pembemsi bölgelerdir. Bazıları geçici, bazıları kalıcıdır.

 

· Çilek lekeleri de denen hemanjiyomlar, oldukça sık görülen doğum lekeleridir. Yaklaşık 10 bebekten birinde görülür. Genellikle kırmızı veya pembemsidir ve doğumdan birkaç hafta sonrasına kadar görünmeyebilir; on yaşına gelene kadar çoğu kaybolur.

 

· Moğol benleri, sırtta ve kalça kısımlarında görülen, mavi renkli, çürüğe benzeyen düz noktalardır. Genellikle koyu tenli ve Asyalı bebeklerde görülür. Bu noktalar hastalık işareti değildir ve genellikle 3 yaşına kadar geçer ama asla tamamen kaybolmayabilirler.

 

· Café au lait noktalar genellikle açık kahverengimsidir ve vücudun her yerinde görülebilir; genellikle kalıcıdır.

 

· Şarap lekelerinin rengi mor veya kırmızı olabilir ve genellikle kalıcıdır. Kendiliğinden kaybolabileceği gibi, bebek büyüdüğünde lazerle de temizlenebilir.

 

· Örümcek damarlar, genişleyerek örümcek ağını hatırlatan bir görünüm almış olan damarlardır. Genellikle 1-2 yıl içinde kaybolur.

 

· Pigment noktaları ya da benler, açık kahverengiden siyaha kadar çok çeşitli renklerde olabilir.

 

Çocuğunuzun doğum lekelerine ve işaretlerine dikkat edin: Bir iz renk değiştirir ya da büyürse, doktorunuza haber verin. Bebeğin yüzünde veya göze yakın ise, çocuk hekiminin kontrol etmesi gerekir. Bebeğin vücudunda altı ya da daha fazla sayıda café au lait nokta varsa, doktorunuza gösterin. Şarap lekeleri yüzün herhangi bir bölümündeyse, düzenli olarak kontrol edilmelidir. Renk değiştiren, büyüyen ya da kanayan benler, doktor tarafından kontrol edilmelidir.

Çoğu durumda, kendi başlarına kaybolup kaybolmadıklarının görülmesi için bu işaretler ve lekeler gözlem altına alınır. Bazı durumlarda lazer tedavisi uygulanırken, bazı belli durumlarda ise farklı tedavi yöntemleri vardır.

Bu aşamada bebeğinizin en gelişmiş duyu organı, tenidir ve onu okşamanıza, hafifçe ovalamanıza bayılır.

 

Vücudun Diğer Kısımlarını İncelemek

Bebeklerin el ve ayakları o kadar küçüktür ki sizi şaşırtabilir. Muhtemelen ellerini sıkı yumruklar halinde tutacaktır. Tırnakları kağıt inceliğinde olabilir; şimdiden kesilmeye ihtiyaçları varsa sakın şaşırmayın. Bacakları genellikle karnına çekik halde durur; buna fetal pozisyon denir. Eğer hafifçe çekip açarsanız, bacaklarının biraz kısa olduğunu görebilirsiniz. Bıraktığınızda ise, yaylıymış gibi hemen eski yerlerine gelirler. Bu dönemde ayakları sadece topuk kemiğinden ibarettir. Ayaklarının geri kalanını oluşturan kıkırdakların kemiğe dönüşmesi zaman alacaktır. Fıstık biçimli ayakları içe dönük olabilir.

Karnı özellikle göze çarpan bir kısım olacaktır. Ama şişkinliğin nedeni yağ değildir; kas tonunun henüz belirlenmemiş olmasıdır. Gelecek birkaç ay içinde hareketlendikçe, bu da kaybolacaktır.

Bebeğinizin cinsel organı şişkin ve büyük görünebilir; bu her iki cinsiyette de olur. Kız bebeğin cinsel organından sıvı süzülebilir. 1. Hafta ile ilgili bölümü okuyun ve sakın endişelenmeyin; bu normaldir ve birkaç gün içinde geçer. Bu semptomun nedeni, annenin plasentadan geçen hormonlarıdır.

 

Bazı durumlarda, bebekte kemik kırığı, ufalanması ya da çıkık görülebilir. Bu tür durumlar kalıcı sonuçlar doğurmadan iyileşir ve genellikle sadece sargı bezi bile tedavi için yeterli olabilir. Eğer bebeğinizde bu tür bir durum varsa, onu kucağınıza alırken çok dikkat edin. Soyup giydirme işlemleri çok büyük bir dikkatle yapılmalıdır, banyonun biraz beklemesi gerekebilir.

 

Bebeğinizin topuğu genellikle kan örneği almak için kullanılır ve dolayısıyla, biraz şiş veya çürümüş gibi görünebilir. Kalçalarında eklemler gevşektir ve kıpırdarken çıtırtılar duyabilirsiniz. Bu da normaldir ve nedeni annenin hormonlarıdır. Çocuk hekimi kalça çıkıklığı olasılığına karşı bebeği kontrol eder ve böyle bir durum varsa tedavi edebilir.

 

Bebeğin kaburga kemikleri arasında sert bir şişlik hissederseniz, bunun nedeni gelişme sürecindeki kemiktir. Çok geçmeden kas ve yağla kaplanarak normale dönecektir, bu yüzden endişeye gerek yoktur. Bebeğinizin karın bölgesinden geçen sığ bir bölge de olabilir. Bunun nedeni, karnın iki tarafındaki kas yığınlarının arasındaki açıklıktır; henüz yeterince gelişmemişlerdir ama bebek büyüdükçe bu da tamamlanır.

 

Bebeğin bağırsakları: Asla hayal etmemiş olsanız bile, bebeğinizin bağırsaklarıyla yakından ilgileneceksiniz. Bunun anlamı sadece altını değiştirmek değil; bebeğinizin dışkısı sağlığının göstergesi olabilir.

 

Bebeğinizin ilk dışkıladığına mekonyum adı verilir. Hücresel madde ve sindirim sistemindeki diğer maddelerden oluşur ve sarı-yeşil, kahverengi veya siyah katran gibi görülebilir. Bebeğiniz doğumdan sonraki ilk 48 saat içinde normal sindirim başlamadan önce, anne karnında birikmiş bu maddeden kurtulmak zorundadır. Eğer bu olmazsa, doktor bağırsak tıkanıklığından endişelenebilir.

 

Bebeğiniz mekonyumu çıkardıktan sonra, dışkısı sarı-yeşil bir renge bürünür ve kuş pisliğine benzer. Eğer bebek anne sütüyle besleniyorsa, dışkısı hazır mamayla beslenen bir bebeğinkinden farklı görünecektir.

Bebeğin Duyuları

İnanılmaz gibi görünebilir ama doğumdan kısa süre sonra, bebek annesinin kokusunu ve sesini tanıyabilir. Bebeğiniz daha anne karnındayken bile, sese, ışığa ve ısıya karşı duyarlı haldedir. Dışarı çıktıktan sonra duyu organları hızla gelişir. Daha önce sözünü ettiğimiz gibi, duyabilir, görebilir, hissedebilir ve tat algılayabilir. İlk 48 saat içinde duyu organlarının durumunu bir inceleyelim.

 

Tat: Bebeğiniz doğduğunda, ilk olarak tatlı şeyleri ister ve hazır mama ya da anne sütü bunu karşılar. Acı, tuzlu ve ekşi tatları daha sonra ayırmaya başlar. Bu dönemde, acı ve ekşi tatları ayırabilir.

 

İşitme: Bebeğin işitme duyusu pek gelişmemiştir. Kulaklar kısmen olgunlaşmamış olduğundan, sizin duyabildiğiniz frekansları duyamaz. İnsan sesi de dahil olmak üzere, düşük frekanslı sesleri algılayabilir. Araştırmalar, bebeklerin insan sesini diğer tüm seslere tercih ettiğini göstermiştir. Bebeğin işitme duyusunun gelişmesine yardımcı olmak için, sık sık yavaş ve abartılı bir sesle onunla konuşun. Bu paylaşım ikinizin de hoşuna giderken, işitme duyusunun gelişmesine de yardımcı olursunuz.

 

Koku duyusu: Araştırmacılar, bebeğin koku duyusunun doğum anında yeterince gelişmiş olduğuna inanmaktadır. Doğumdan birkaç saat sonra, bebek beslenmek için annesinin meme ucunu bulmak amacıyla burnunu kullanacaktır. Şaşırtıcı bir şekilde, bebeğin koku algısı rahim içindeyken gelişmiş olabilir; belli yiyecek tatları ve kokuları – sarımsak gibi – bebeğe ulaşabilir. Eğer sarımsak ve soğan seviyorsanız, bebek onlara zaten aşina olabilir! Eğer anne sütüyle besleniyorsa, bu paylaşım devam eder, çünkü yiyeceklerin tatları süte geçer.

Bebeğiniz büyüdükçe bazı kokuları öğrenir. Hangilerinin “güzel” – örneğin yiyeceklerle ilgili olanlar – ve hangilerinin sevimsiz olduğunu ayırmayı öğrenir.

Dokunma: Bir bebek, doğumdan itibaren dokunmaya karşı duyarlıdır; teni, vücudunun en geniş organıdır. Kendisine yakın olanların dokunuşunu tanımakta gecikmez. Dokunuşunuz onu yatıştırabilir ya da uyarabilir.

 

Bebeğinize nasıl dokunacağınızı bilmek önemlidir. Bebek, sağlam bir dokunuşu sever, çünkü bu ona kendini güvende hissettirir. Ayrıca, okşanmayı ve masaj yapılmasını da sever; ilk 6 haftada çeşitli masaj tekniklerini eklememizin nedeni budur. Bebeğinize masaj yapmanın hem size hem de bebeğinize yararı vardır. Araştırmalar, uyku saatinden 10-15 dakika önce masaj yapılan bebeklerin daha iyi uyuduğunu ve daha az sinirli olduğunu ortaya koymuştur.

 

Görme: Gözler doğum anında bir hayli gelişmiş olabilir ve birçok şeyi görebilir. Ama bebeğin beyni henüz yeterince gelişmemiştir ve dolayısıyla, bir yetişkin kadar iyi göremez. Bu yüzden bebeğin görmesi için herhangi bir nesneyi çok yakın – 20-30 santim – tutmanız gereklidir. Işığı karanlıktan ayırabilir ve siyah-beyaz şekilleri tercih eder. Eğer bir nesneyi ondan uzaklaştırırsanız, gözleri şaşı olabilir. Göz kasları, henüz iki gözünü de aynı nesneye odaklayabilecek kadar gelişmemiştir.

 

Görme ve işitme testleri: Bugün birçok hastane ve doktor, daha hastaneden çıkmadan önce bebeğin görme ve işitme duyularını test etmektedir. Genellikle doğumdan kısa süre sonra, bir göz hastalığını teşhis etmek ve fonksiyonlarını kontrol etmek amacıyla bir bebeğin gözleri incelenir; özellikle de ailede bu tür bir sorun varsa. Bir sorun olduğu anlaşılırsa, bebeğinizi bir kulak, burun, boğaz uzmanına veya bir göz doktoruna göstermeniz gerekebilir.

İşitme duyusu ise, çeşitli seslere verilen beyin dalgalarının kaydedilmesi veya herhangi bir sesin iç kulaktaki yankısının dinlenmesiyle test edilebilir. Eğer bebeğinizde işitme kaybı varsa, bu konuşma gelişimi de etkileyebilir.

 

Doğumdan Sonra Bebeğin Fonksiyonları

 

Bebeğin doğumundan sonra, ebeveynler genellikle “Nihayet bitti!” derler; oysa her şey daha yeni başlamaktadır. Bebeğin doğumdan sonraki fonksiyonları arasında; ilk solunum girişimleri, akciğerlerindeki sıvıyı öksürükle dışarı atması, hapşırma, kol ve bacakların hareket etmesi ve bağırsak hareketleri sayılabilir.

 

İlk birkaç nefesle, tamamen plasentadaki kan akımına bağımlı olan bebeğiniz nefes almak için kendi solunum yollarını ve akciğerlerini kullanmaya başlar. Kalpteki kan akışı değişir; doğumdan önce akciğerlere gitmeden doğruca vücuda giden kan, şimdi kalp boşluklarından geçerek akciğerlere girer ve sonra vücuda dağılır.

 

Yeni ebeveynler, genellikle bebeğin renginden dolayı endişelenirler. “Bütün bebekler bu kadar morarır mı?” diye sorarlar. Cevap, “Evet”tir ama bebeğin teni çok geçmeden pembe rengine dönecektir. Eller ve ayaklar pembeye dönen son yerlerdir.

 

Doğumdan hemen sonra bebek sessizdir ama ağlamaya ve hareket etmeye kısa zamanda başlar. Hemşireler doğumdan sonra bebeğinizi tartar, temizler, boyunu ölçer ve değerlendirmesini yaparlar. Bu süre içinde bebek etrafına dikkatlidir.

Bebeğiniz çeşitli refleksler sergileyecektir. Kapma refleksi, parmaklarına ya da avuçlarına değdirdiğinizde parmağınızı sımsıkı yakalamasını sağlar. Yanağını okşadığınızda ya da sadece dokunduğunuzda, ağzı açılır ve emme hareketine başlar; bu yakalama refleksidir. Bebek kol ve bacaklarını gerip açabilir ama irkildiğinde hemen kendine çeker. Buna da Moro refleksi denir.

 

Bebeğin Doğum Ağırlığı

 

“Ağırlığı ne kadar?” Bu, yeni anne-babanın soracağı ilk sorulardan biridir. Bir bebeğin ağırlığını belirleyen çeşitli etkenler vardır; hamilelik sürecindeki sağlık durumunuz, kullandığınız ilaçlar, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları, hamilelik sürecinin uzunluğu (bebeğin erken ya da geç mi doğduğu) ve eşinizin boy ve kilosu. Ortalama ağırlık 3-3.5 kilo kadardır ama çok büyük farklılıklar gösterebilir. Ağırlığına ek olarak, başka ölçümler de yapılır; boy uzunluğu (genellikle 45 ila 55 santim) ile baş ve karın çevresi ölçülür.

 

Doğumdan hemen sonraki günlerde, bebeğin kilosu biraz azalabilir. Çoğu bebek yüz ila iki yüz gram verir; eğer vajinal bir doğum gerçekleştiyse ve kafa biçimi sivriyse, normale dönerken boy kısalabilir.

 

 

Yorumlar (0)

Henüz buraya yapılmış bir yorum yok

Yorum yapın

  1. Konuk olarak yorum yapılıyor. Hesap açın ya da var olan hesabınızla oturum açın.
Ek Dosyaları (0 / 3)
Konumunuzu Paylaşın